< 6- Bulutlar Yar Sicagi - Bulutların Şarkısı - Blogcu





Düşlerin Yolu

 

Ay gümüş aydınlığını düşürünce dipsiz sulara
Başımı yaslayıp karlı dağların serin aklığına
Çam kokularıyla birlikte seni düşlerim...
Süzülürüm gözlerinden bir ak güvercin gibi
Sevdamın akça pakça duruluğu göğün mavisi
Binlerce kanat çırpışıyla seni düşlerim...
İçime sığmayan isyan ve bir demet kır çiçeğiyle
Ormanların onulmaz yaralarımı gizleyen elleriyle
Çınar dallarıyla birlikte seni düşlerim...

(Neden bunca sis altında Çamlıca Tepesi?
Şehr-i İstanbul'da nedir bu sis perdesi?
Gulilk çiçeğinin aydınlığında seni düşlerim...)

Sonra düş gibi...
Çok üşümüş gibi...
Sonra dönülmez uykulardan uyanmış gibi...
Upuzun yolları bir solukta tüketmiş gibi...
Dipsiz bir geceyi koşarak ansızın gelirim sana
Düşlerin yolu sonsuz...
 

Meltem KAYA

Dal

 

Uzaklardan bir yerlerden bir Anadolu türküsü
Bazen sızılı bir ırmak gibi, yüreği suda bir çakıltaşı
Bazen küçük bir çocuğun var yok dinlemez kıpırtılarının
...en coşkulusu…
Bazen çığlık çığlığa sessiz, bir dağ gibi
Bazen tüm sevdalı türküleri söyleyen.....

(Kendimle konuşmaktan yorgunum.
Ama sen sakın düşürme sazını elinden…)

Uzaklardan bir yerlerden bir Anadolu türküsü
Yemenisi solgun, mavi gülleri küskün
Yazgısına ölümler yazılmış, payına hasretlerin
...en sızılısı…
Say ki coşkun yağmur bir yanı…
Say ki depremlerden kuruyor bir yandan dünyayı…

(Atlılar tozu dumana katmasaydı bu kadar
Nalları bunca acıtmazdı gözbebeklerimi…)

Yağmur sanki kirpiklerimden içre...
Sorgusuz sualsiz yağıyor, yüreğim çakıltaşı
U-sul ve derinden yağıyor...
Yüreğim kankızıl bir gelincik tarlası…
İlk kez bunca sorgusuzum, kanıyorum, yanıyorum
Bunca tereddütsüz, vurgun, çakıltaşı değil artık yüreğim
Niye? Nereye kayboldu içimdeki zincir
Imkansız olanın güzelliği mi bu yaşadığımız…
...ya da ne? ..

Nedir bunca anlamlı kılan?
Bunca özlemlerle yol alıp büyüyen nedir?
Bir yola birlikte koyulmaların sevdası bu…
Paylaşımın, yoldaş olmanın
...ve yaşama adını veren değerlerin duruluğu..

(Yerine koyduğum değil, kıyasını yaptığım hiç değil,
kendi doğallığında bulduğum, ve yitirmeyi hiç istemediğim....
ama gel diyemediğim…bende kal diyemediğim…)

Oysa adım gibi biliyorum ben;
Ne sendin koşan, ne ben…
Koşan aşkın doru atları oldu,
Adını bile koyamadığımız, ama dur diyemediğimiz…
Oysa bir yanım kavgaya sevdalı olsa da benim
Bir yanım Karşıyaka gülüydü,
Bir daha hiç bu gökyüzünde uçmayacak
Bulut kuştu bir yanı
Kapanmıştı artık o yaşam sayfası,
...Ve ben o yazılacak tüm beyaz yaprakları atmıştım
Okyanusun en derin, en dipsiz, en kuytu yerine...
Sen karanlıkta bir fener gibi aldın gözümü,
Ne görkemli bir ışıktın….
Buldun o beyaz yaprakları,
(bulunmalı mıydı ey yar? …)
Hep sen de varsın içimde şimdi,
Bir avuç mavi su gibi kayıp gideceğini
Biliyorum ellerimin arasından berraklığının…

(Bir güzellikti yaşanan,-bedeli olmalı mı mutlaka-,
acı çekilsin diye değildi ama…çekmeyeceksin!)

Yaşam nehrinin kanatlarında bazen rüzgar olup...
Çoğu zaman da savrulup belki,
Görevler, sorumluluklar, sınırlar,
Sınırlarımız içinde
Akıp gittiğimiz...
Çoğu zaman bir DAL
O delice akışın içinde, tutunup soluklandığımız....

O dalsın işte!
Ya da liman mı dersin?
Yaşam ne taşırsa taşısın
O liman da hep yerin olacak,
Hep dinlenecek bir omuz,
Sıcak bir el, hiç unutma…

Teşekkürler sana…...
Bazen nehir, bazen dağ,
Bazen çocuk, bazen dal olduğun için....
Ölümlere meydan okuduğun için
İnadına yaşadığın için….
...Ve seni tanıdığım için yaşama da teşekkürler….

Nereden düştü de, bunlar sözcük oldu şimdi...
Bilmiyorum...içimdeki hasretin adı ne?
Ya da niye bunca sözcük doru taylar gibi koşuyor içimde...
Bilmiyorum…

(Bilmediğim ve bazen üzerinde çokça düşünmediğim her şeye rağmen ey ayyüzlü, gül kokuşlu sevgili! İçimin en çok doğallığını, gülüşünü sevişini biliyorum, içimin hiç kıyamayışını….)

Sevda bu işte!
Zehir gibi acı bir incirin
Birdenbire ballanmasına benzeyen.....
Ve hazan da olsa kapımıza dayanan,
Mevsimi hiç geçmeyen.....
 

Meltem KAYA

Mavi Şiir

 

Rüzgar uğulduyor...
Yüreğimin dorukları karlı,
vakit gece...
Zaman, ipi kopmuş bir uçurtma gibi salınmakta gökmavisinde...
Karanlığın içinde bir maviyi arıyor gözlerim
Sıcacık bir maviyi,
Yeni doğmuş bir bebeğin süt mavi kokusunu
Yalnız bir çocuk gibi sessiz ve korkulu gece
Maviyi arıyorum,
uçuk sıcak bir maviyi
Bir kuşun kanadıyla sabahı deldiği maviyi arıyorum.

Yolculuk epey uzun sürecek…
Fenerim idare eder bir süre daha
Alıp başımı gitsem yol değil,
Kaçsam denizlerin ardındaki Kaf Dağı’na, yol değil…
Dönmek için çok geç artık.
Anlatılmaz bir tutkuyla
İnsanın içine saklanmış maviyi özlüyorum…

Mavi koyup senin adını
Gecenin karanlığında korkulu
Ama uslanmak bilmez bir çocuk kadar umutlu
Mavi diye en çok seni özlüyorum.
 

Meltem KAYA

Dağlı Türkülerin Ezgisi

 

...Ve bir gün aşk
Yamalı bohçasını yaralı kalbimin sızısında çözüverdi
Katığı boylu boyunca gül kokusuydu...
Azığı yalansız bir sevdanın ekmeği....

...Ve bir gün aşk
Yaralı bohçasını yamalı kalbimin içinde çözüverdi
Yüreğim uçarı bir serçeydi belki
Gözlerim yollarda bir aşkın feneri....

...Ve bir gün aşk
Yamalı bohçasını yaralı kalbimin şarkısında çözüverdi
Yüreğin dağdan kopan bir çiçekti
Gözlerin dağlı türkülerin ezgisi....

...Ve bir gün aşk
Yaralı bohçasını yamalı kalbimin yamacında çözüverdi
Ellerim asırlardır yalnız bir ağaçtı
Ellerim kar altında kır çiçeği...

...Ve bir gün aşk
Yamalı bohçasını yaralı kalbimin ağıdında çözüverdi
Ellerin yiğit bir savaşçıydı
Ellerin yağmurda bir asma filizi...

...Ve bir gün aşk
Yaralı bohçasını yamalı kalbimin kıyısında çözüverdi
Düşlerin umudun deniziydi
Düşlerin ayazda bir buğday tanesi...

...Ve bir gün aşk
Yamalı bohçasını yaralı kalbimin rüzgarında çözüverdi
Sesin acılardan kopup gelmişti
Sesin fırtınada güneş huzmesi...

Yamalı bohçasıyla yaralı kalbimi onaran aşk!
Gül kokusuyla sızının buğusunu öpen aşk!
Bir gün kalbimin kuyusunda bohçasını çözüverdi
Sevda dalga dalga yükselen yanık bir sazın teli...
 

Meltem KAYA

Dağların Derinliği Rüzgarlar Saklar

 

Zamanın ipi çoktan ellerimden kopup gitti gökyüzüne
Sanki asırlardır mavi boyasını denize salan bir sandaldayım
Şiirler kifayetsiz dökülüyor güz yorgunu ellerimden
Yüreğimdeki papatyaları sessiz bir vedayla denize salmaktayım

Rüzgardan başka hiç bir ses duymuyorum
Sevdandan gayrısını sanki hiç bilmiyorum...

Dağlar mı derin yoksa denizler mi bunca dipsiz gözlerimde
Gökyüzü mü sırılsıklam sevdalı yoksa ben mi çıplağım
Susuşlar ne zamandır hüznü kuşlar gibi savuruyor gecelerden
Kirpiklerimdeki rüzgarı uzak yollardaki yağmurlara bırakmaktayım

Yağmurdan başkasını hiç hissetmiyorum
Hasretinden gayrısını sanki hiç bilmiyorum...

Uçmayı yeni öğrenen kuşlar sessizce şarkılar söylüyor içimde
Yüzünü sümbüli bir özlemle çizdiğim uzaklığa sevdalıyım
Bahar aydan kopan kasırgalarla direnmeler büyütürken
Ellerimdeki kara kışı firari güllerle bir de gül ellerinle ısıtmaktayım

Kar fırtınasından başkasını duyamıyorum
Ellerinden gayrısını sanki hiç bilmiyorum...

Küller mi daha sıcak alevler mi bunca yangın yüreğimde
Yağmur mu beyaz ölüm yoksa ben mi tufanım
Düşler ne zamandır yanardağlar çıkarıyor gözlerimden
Sığınağımdaki son yağmurla kanayan yanardağları ıslatmaktayım

Yanmaktan başkasını hissetmiyorum
Düşlerinden gayrısını sanki hiç bilmiyorum...

Geceyi tanıdık hüzünlerle sarmalayan her ağıt bedenimde
Issız bir dağ başında kuzguni yüzüyle gülen bir yiğidin matarasıyım
Ayrılık fermanını yazmış bir aşk yol alırken denizlerden
Sesin ateşin ümidin çığlığın ve kavuşmanın çetelesini tutmaktayım

Issızlıktan başkasını duyamıyorum
Ayrılıktan gayrısını sanki hiç bilmiyorum...

Gölgeler mi daha uzun hasretler mi bunca keskin kirpiklerimde
Güller mi daha kara kızıl yoksa ben mi yaralıyım
Gözyaşını yağmur bilip uçurum gibi koyverirken nehirlerden
Suların ve dalgaların bilmediği uçurumda dal gibi ellerine tutunmaktayım

Dalgalardan başkasını hissetmiyorum
Güllerden gayrısını sanki hiç bilmiyorum...

Sevincin kederin aşkın ve ölümün ayak izleri var ömrümde
Yoruldum bile diyemeden uçurumlara liman olan bir sıcaklığım
Eksilip tükenmeden çıkınıma gül koymuşken ölümlerden
Yeni bir sevdaya kuraklığımı yeşerterek uzandığımı anlamaktayım

Sesinden gayrısını duyamıyorum
Senden gayrısını sanki hiç bilmiyorum...

Sanki asırlardır mavi boyasını denize salan bir sandaldayım
Yüreğimdeki papatyaları usul bir kucaklaşmayla denizden toplamaktayım...
 

Meltem KAYA

Anımsamalar Yağmurda Başlar

 

Önce yağmurun sesi ilişti kadının kulağına...
Vakit zifir karanlık dipsiz bir geceydi...

Yağmurun miladı eski özlemlerde başlar
Bulutlar anıların kemani şarkısında ağlar
Yağmur diye bilinse de bulutlardan gelen suyun adı
Aslında bulutlar ayrılığın ağrısından yanar...

Sonra yağmurun rengi düştü kadının gözlerine...
Yağmur adını bilmeyenler için hala renksizdi...

Yağmurun rengi gök maviliğinde anıları tutar
Yağmur diye sevdalının kirpiklerinden içeri akar
Gözyaşı diye bilinse de damlanın tuzlu tadı
Aslında gözler hasretin dalında usulca ağlar...

Birden yağmurun kokusu ulaştı kadının ciğerlerine...
Oysa yağmurun kokusu bazıları için belli belirsizdi...

Yağmur kokusunu badem çiçeklerinden alır
Cemreler düşünce sevdiğinin elini bulur
Dayanamayıp dışarı vurunca kendini çamların balı
Aslında çam bal koyusunda yağmurla sohbete koyulur...

Aniden yağmurun sağanağı değdi kadının ellerine...
Oysa ellerine düşen damlalar sevdalının eliydi...

Yağmur ıslaklığını yüreğin hasretinden çalar
İnsan bazen tozlu plakların eskimeyen buğusuna dalar
İçini yağmurun sesi gibi delerken tozlu plağın çığlığı
Yağmur sadece geçmişin ayak izlerine yağar...

Apansız yağmurda yürüyüşler düştü kadının yüreğine...
Oysa yürüdüğü yolların ardında kalan geçmişin izleriydi...

Ayaklar yağmurda bulutlarla birlik anıları taşır
Bir çocuk uçurtması gökkuşağında usulca salınır
Yağmura hasret şarkılar mırıldansa da sardunyanın dalı
Yağmur koyu kırmızı bir karanfilin koynunda kalır...

Aralıksız yağmurlu sözcükler doldu kadının düşlerine...
Oysa anımsadığı sadece yeşil gözlerin içine saldığı şiirdi...

Gecenin dipsiz karanlığında aydınlanan bir çift yeşil göz
Yağmurun dansında valse duran bir çift sıcak el
Kokusunda baharlar taşıyan ay alası bir güneşli yüz
Ey sevdasının çıkınında gül kokuları devşiren sevgili!

Kadının yağmurun sesinde başlayan düşleri senden yanadır...
Anımsamalar yağmurda başlarken bu düşlerin yolu sanadır...
 

Meltem KAYA

Bir Ateş Yak

 

Bir ateş yak sevgili!
Yokluğun buz gibi soğuk...
Sen bilirsin içimin yangınını
Biliyorum; sen varsan ben varım...
Gül dalından kopunca
Bana umut getir ellerinle...
Ellerin en sevdiğim güldür benim...

Bir ateş yak sevgili!
Yanarak yaşayayım...
İstanbul senin kokunu getiriyor inceden
Biliyorum; İstanbul sen oluyor...
Sen gözyaşı akıtamazsın ama
Gözyaşına sar öylece sakla beni...
Gözlerin en sevdiğim güldür benim...

Bir ateş yak sevgili!
Eskisi gibi değilim artık...
Ölmeden ölüyorum yokluğunda
Biliyorum; ey benim sazımdaki gül
Gözlerim yanıyor ateşteki kül gibi
Yanılma sakın, ağlayan ben değilim...
Yangının en sevdiğim güldür benim...

Bir ateş yak sevgili!
Gözlerim salıncak iki çam dalına asılı
Ama salıncak kar tutuyor...
Biliyorum; kendi yarınıma kapanıyorum
Kapaklanıyorum gün geçtikçe
Günüm suskun, gecelerim kelepçe
Gülüşün en sevdiğim güldür benim...

Bir ateş yak sevgili!
Ayışığı hüzünlerime tutsak...
Üşüme diye çağırsın sesin...
Sesin en sevdiğim güldür benim...

Bir ateş yak sevgili!
Eskisi gibi değilim artık...
Kalbimi dinle ve dağıt acılarımı
Kalbin en sevdiğim güldür benim...

Bir ateş yak...
 

Meltem KAYA

Gemisini Bekleyen Yalnızlık

 

Uyandım...yanımda yoktun...
Ellerim aradı saçlarını...sonrası tanımsız yalnızlıktı...

Uyandım...güneş öpüşlerinle doğacak sandım...
Yoktun...ebruli yalnızlığına kandım...

Uyandım...gözbebeklerim seni özlemişti...
Gözüme kanatan bir yaralı yalnızlık ilişti...

Uyandım...yokluğun çivit yeşili bir kozalaktı...
İçimin ormanlarına kurşuni yalnızlık yağdı...

Uyandım...yastığımda başının izi vardı...
Yanımda alevden kollarıyla yalnızlık vardı...

Uyandım..gözyaşlarım günü sessizce selamladı...
Yalnızlık elime yağmurdan bir ıslak mendil uzattı...

Yürüdüm...uzun yağmurlar boyu...
Yalnızlığın rengi tüm siyahlardan daha koyuydu...

Yürüdüm...sevdalı bir el elimden tuttu...
Mavi gök atlas iki yalnız buluttu...

Yürüdüm...yol boyu dizilen kavaklar vardı...
Yalnızlıktan yorgun bir güvercin havalandı...

Yürüdüm...acılarım inciler gibi boynuma dizildi...
Yalnızlık ölümün ve hasretin şarkısını söyledi...

Yürüdüm...limanda bekleyen bir sevda vardı...
Gemiden geriye koca bir yalnızlık kaldı...

Yürüdüm...gemi mutlaka bir gün limana dönecekti..
Yalnızlık benimle bir ömür bekleyecekti...

Yürüdüm...ellerim iki kuş kanadı gibi ayrılığı selamladı...
Yalnızlık etime hasretin paslı hançerini batırdı...

Sen yoktun...al bir mendil gibi hayalin uzaklaştı...
Yalnızlık sarmaşığı saçlarıma dolaştı...

Sen yoktun...deniz usuldan mavilikle dalgalandı...
Yalnızlık içime hırçın kum fırtınalarını saldı...

Sen yoktun...martılar uzakta çığlık çığlığaydı...
Yalnızlık doru bir al atın sırtındaydı...

Sen yoktun...yağmurdan bir ıslak mendil seni aradı...
Dört bir yan boylu boyunca yalnızlıktı...

Sen yoktun...ellerim sürgünde bir yurt gibi yaralıydı...
Aramıza serilen yalnızlığıma eş bir yeryüzü vardı...

Sen yoktun...cam kırığı gözlerimi sana vermek istedim...
Yalnız bir kuşu usulca yaşamına sermek istedim...

Sen yoktun...yüreğim kavuşmalar mevsimini sızıyla selamladı...
İçimde yalnızlık değil, gümüşi bir sevdanın çağıldayışı vardı...
 

Meltem KAYA

« Önceki ::

Free Hit Counter
Free Counter